Ortadoğu, elçilik döneminden bu yana Hıristiyanlığın tarihi beşiği olmuştur. Antakya ve özellikle de buradaki Kilise, belki de Hıristiyan inancının Roma dünyasına yayıldığı en önemli merkezdi. Geleneğe göre, ilk havariler Petrus ve Pavlus, Mesih’e inananların ilk kez “Hıristiyanlar” olarak adlandırıldığı Antakya’daki Hıristiyan Kilisesi’nin kurucuları olarak kabul edilir (Elçilerin İşleri 11:26). Kilisenin idari yapısı geliştiğinde Antakya doğal olarak ilk Patriklik merkezlerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. 14. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, varlığını sürdürebilmek için Antakya Patrikhanesi, yüzyıllar boyunca oluşmuş kilise geleneğine bağlı kalarak ve kanonik ayrıcalıklarını koruyarak merkezini Antakya’dan Şam kentine taşımak zorunda kaldı. Yıllar boyunca Antakya Kilisesi, özellikle tüm Ortadoğu’nun, Ortodokslara karşı sıklıkla düşmanca davranan çeşitli dini-siyasi rejimlerin eline geçmesinden sonra sık sık zorluklar ve denemelerle karşılaştı. Ancak Antakya Kilisesi’nin diğer Ortodoks Kiliseleriyle olan kesintisiz birliği ve beraberliği, zaman zaman yaşanan güçlüklere rağmen, hiçbir zaman bozulmadı.
1516 yılında Suriye’nin tamamının Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle birlikte, yeni yönetim altında İstanbul ve Antakya Kiliseleri arasındaki iletişim yeniden sağlandı. Bu bağlamda Antakya Ortodoksları, Ortadoğu, Mısır, Anadolu ve Balkanlar’daki Ortodokslarla birlikte “Rum Milleti”nin (Roma milleti) ayrılmaz bir parçasını oluşturuyordu. Bu gelişme, Antakya Patrikhanesi’ne diğer Ortodoks Kiliseleri ile temaslarını artırma ve Doğu’nun genel kilise yaşamına aktif olarak katılma ve kararlı bir biçimde katkıda bulunma olanağı verdi.
Antakya Patrikleri, kardeş Ortodoks Kiliseleri ve onların Başpiskoposlarıyla her zaman dayanışma içinde olmuşlardır. Tehdit edildikleri her zaman Ortodoksluğu ve onun ayin geleneğini birlikte savundular. Antakya Patriklerinin çalışmalarını engelleyen iç ve dış zorlukların arasından, bozulmamış Ortodoks inancını kurtarmak ve korumak için yorulmadan çalışan değerli Patrikler ve yetenekli ilahiyatçılar ortaya çıktı. Antakya Patrikhanesi’nin dini yaşamı, her dönemde hakim olan siyasal koşullardan etkilenerek bu Kilise’ye acı durumlar yaşatmış olsa da, Antakya Patrikhanesi, Ortodoks kilisebilimsel anlayışına uygun olarak, her zaman apostolik geleneğe sıkı sıkıya bağlı kalmıştır.
Antakya Patrikhanesi için 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan dönem. Tekrarlanan bölünmelerin travmatik deneyimiyle damgalanmıştır; sonuncusu 1724’te, bazı üyelerinin Unia’yı benimsemesiyle gerçekleşmiştir. Buna paralel olarak Ortadoğu’da Roma Katolik ve Protestan misyonerlik faaliyetlerinin ortaya çıkması Hıristiyanlar arasında daha büyük bir ayrışmaya, anlaşmazlığa ve bölünmeye yol açtı. Ancak Antakya Patrikhanesi’nin diğer Ortodoks Kiliseleriyle olan birliği, bu zor dönemlerde kendisine güçlü bir destek sağlamıştır.
Yukarıda anlatılan zorlu tarihsel yolun derinlemesine incelenmesi ihtiyacı, Balamand Üniversitesi’ne bağlı Şamlı Aziz John İlahiyat Enstitüsü’nü, yurtdışından diğer kurumsal ortaklarla işbirliği yaparak, “15. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar Antakya Ortodoks Kilisesi: Tarihin doğru anlaşılmasına doğru” başlıklı uluslararası bir konferans düzenlemeye yöneltti. A.T.M. himayesinde düzenlenen Konferans; Antakya ve Bütün Doğu Patriği Sayın John X, özellikle hassas bir dönemde Antakya Kilisesi’nin Ortodoks tanıklığını ve zamansız hizmetini inceleyecek ve kilisenin karşı karşıya kaldığı çok yönlü tarihsel zorluklarla nasıl başa çıktığını belirleyecek. Antakya Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin 15. yüzyılın ikinci yarısından 18. yüzyılın sonuna kadar olan dönemdeki tarihi ve faaliyet gösterdiği koşullar üzerinde durulacaktır.
Konferans kapsamında, bilimsel toplantının hedeflerine ulaşabilmek için geliştirilecek bireysel tematik ünitelere farklı bakış açılarıyla yaklaşacak uluslararası alanda tanınmış uzmanlar davet edilecektir. Yapılacak titiz bilimsel araştırmalarla, tarihi olayların doğru yorumlanması ve anlaşılması amacıyla ilgili kaynaklar ve mevcut bibliyografyalar tespit edilecek, incelenecek ve değerlendirilecektir. Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi, incelenen dönemde Antakya Patrikhanesi’nin kesintisiz Ortodoks varlığının ve işleyişinin açıklığa kavuşturulmasına katkı sağlayacaktır.
